”Cinsiyete yönelik süregelen inanışlar yani klişeler, çocukları ciddi biçimde incitme potansiyeline sahip. ”

Yale Üniversitesinde yapılmış ve Journal of Pediatric Psychology’de yayımlanmış olan yeni bir araştırmaya göre: Amerika’lı yetişkinler, erkek çocuklarının kız çocuklarına göre daha fazla acı hissettiğine inanıyorlar!

Bu araştırma; kız ve erkek çocuklarının parmak ucundan küçük bir iğne yardımıyla bir damla kan alınmasına odaklanıyor. Araştırmaya katılan yetişkinlerden istenen de, bu çocukların vermiş oldukları özdeş veya benzer tepkileri gözlemlemeleriydi. Aslında gözlem yaptıklarını düşünürken, çok daha önceden kayda alınmış olan bir videoyu izliyorlardı.

Kadın acıyı daha az hissediyor!

Bu araştırma kültürel olarak kökleşmiş olan kadınların acıyı daha hafif, erkeklerin ise daha ağır biçimde hissettiği konusuna eğiliyor. Ayrıca, kadınların daha duygusal tepkiler verişi ve erkeklerin ise acıyı ne derece hissederlerse hissetsinler kadınlara göre çok daha dayanıklı oluşu gibi mitlere de atıfta bulunuyor. Peki ya bu gerçekten doğru mu?

Araştırma nasıl yapıldı?

Farklı gruplardan seçilmiş olan yetişkin Amerikanlara, 5 yaşındaki bir çocuğun parmağından küçük bir iğne yardımıyla kan alınmasını içeren aynı video izletildi. Video anaokulundaki doktor ziyaretinde uygulanan sıradan bir prosedürün kaydıydı.

Daha sonra, bu kişilerden çocuğun ne kadar acı hissetmiş olduğunu tahmin etmeleri istendi. Tüm katılımcılar aynı videoyu izlerken, videodaki çocuğun ismini ‘’Samuel’’- yani erkek çocuk- olarak bilen grup; çocuğu ‘’Samantha’’- yani kız çocuk- olarak bilen gruba göre erkek çocuğun çok daha fazla acı hissettiğini söylemişlerdi. Çocuğun acı tepkisi birebir aynıydı; çünkü videodaki çocuk aynıydı ve videoda da herhangi bir değişiklik yoktu.

Sonuç olarak katılımcılara göre ‘’erkek’’ çocuk daha fazla acı hissediyordu!

Bu araştırma neden önemli?

Bu yeni araştırmanın özel bir yere sahip olmasının ise iki nedeni mevcut. Birincisi özelliği cinsiyet konusunda yerleşmiş olan inançları ve düşünce hatalarını, acı değerlendirme tekniğini kullanarak klinik ortamda değerlendirmesidir. İkincisi ise, bu araştırma daha önce bu soruları pediyatrik seviyeye taşımış olan ve cinsiyet inanışlarını inceleyen araştırmalar arasında türünün ikinci örneği olmasıdır.

Dahası, bu araştırma sadece pediyatrik seviyede sonuçlar sunmakla da kalmıyor ve cinsiyet inançları üzerine gerçekleştirilmiş olan önceki araştırmaları da destekliyor.

Araştırmacılardan olan Joshua Monrad; bu araştırmanın sonuçlarının cinsiyetçi düşünce hataları üzerine daha fazla araştırmayı tetikleyeceğini umuyor. Ayrıca cinsiyet ve acı algısının, daha fazla dikkat çekilmesi gereken özel bir konu olduğunu belirtiyor.

Araştırmada gözlenmiş olan fenomen diğer alanlara da uygulanabilirse eğer; cinsiyet yargılarının ortaya çıkışı konusunda daha fazla bilgi edinilebilir. Böylelikle, toplumsal açıdan gerekli düzenlemeler yapılabilir ve daha sağlıklı cinsiyet yargılarının pekiştirilmesi için zemin hazırlanabilir.