Psikolojik danışmanlık sürecini en basit haliyle tanımlamak gerekirse danışanın duygularını kendisini dinlemeye hazır olan bir dinleyiciye açması ile ifade edilebilir. Bu durumun kişi üzerinde sağaltıcı etkileri olduğu da yapılan araştırmalarla desteklenmektedir. Ancak, danışmanlık yada terapi sürecinin sadece dinlemekten ibaret olmadığı unutulmamalıdır. Bu alanda çeşitli terapi ekolleri gündeme gelmektedir ve Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) bu ekoller arasında en popüler ve etkinliği kanıtlanmış olan ekollerden birisidir.

Bilişsel Davranışçı Terapi, otomatik olarak bazı düşüncelerin içsel bir monolog şeklinde kişinin bilincinin etrafında dolaştıklarını savunur; bu otomatik düşünceler genellikle bilinç dışındadır. Otomatik düşünceler olarak tabir edilen bu anlık düşünceler o anki gerçeklikle ilintili yada ilintili olmayabilir. Genellikle otomatik düşüncelerin oluşmasının altında kişinin deneyimleri, öğrendikleri ve pekiştirdikleri gibi unsurlar yatar. Bu yüzden otomatik düşünceler kişiye çoğunlukla mantıksız yada alakasız gelmez ve duygu uyandırma potansiyeline sahiptirler. Otomatik düşünceleri saptamak bazen çok zorlayıcı olabilir; çünkü mantıklı düşünceye göre daha hızlı hareket ederler. Çoğu zaman otomatik düşünceleri ardında bıraktıkları ve uyandırdıkları duygu ile fark edebiliriz. Bu düşüncelerin belirlenmesi ve açığa çıkarılması neden oldukları sorunların çözümünde kilit bir rol oynar.

Bilişsel Davranışçı Terapi bilimsel temellere dayanmaktadır ve öğrenme mekanizmaları hakkındaki bulgulara dayanarak geliştirilen teknikleri kullanır. Bu tekniklerin bilimsel testlere tabi tutulması da tekniklerin etkinliğini arttırmaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde Bilişsel Davranışçı Terapinin dinamik bir terapi ekolü olduğu da aşikardır. Aslında BDT kompleks bir terapidir ve her sorunun terapisi farklıdır. Örneğin depresyonun Bilişsel Davranışçı Terapisi farklıyken Panik atağın Bilişsel Davranışçı Terapisi farklıdır. Bu yüzden Bilişsel Davranışçı Terapiler demek daha doğru olacaktır. Üniversitelerde genellikle BDT tanıtılmakta ve çeşitli uygulamaları örneklenmektedir. Ancak; BDT eğitimi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de dernekler tarafından verilmektedir. Bu anlamda Bilişsel Davranışçı Terapiler Derneği (BDPD) ve Kognitif Davranışçı Terapileri Derneği’nin (KDTD)verdiği eğitimler ACT (Academy of Cognitive Therapy) ve EABCT (European Association for Behavioural and Cognitive Therapies) tarafından akreditedir. Diğer dernek ve kuruluşların vermiş oldukları eğitimin bir geçerliliğinin sorgulanması eğitimi alacak kişilerin sonrasında sorun yaşamamaları için oldukça önemlidir.

Bilişsel Davranışçı Terapi yapılandırılmış bir terapidir, hatta her seans kendi içinde yapılandırılmıştır; bu yüzden terapistin de izlemesi gereken bir yol ve uygulaması gereken teknikler vardır. Bilişsel Davranışçı Terapi uygulamayan uzmanlar da seans sonunda davranış deneyleri yada ödevler verebilirler; bu durum uzmanın BDT uyguladığı anlamına gelmez. Bilişsel Davranışçı Terapi seans sonunda sadece ödev vermek değildir; BDT öğrenmeyi pekiştirmek için davranış deneylerini kullanır.

Bilişsel Davranışçı Terapiyi bu kadar popüler hale getiren şey başarısının bilimsel desteğinin olmasıdır. Yapılan araştırmalar BDT uygulanmış depresyonu olan kişilerin terapi sonlandıktan 2 yıl sonra depresyon geliştirme olasılığının %36 civarında olduğunu göstermiştir. Depresyonun nüksetme ihtimali sadece medikal tedavi alan kişilerde bu oranın yaklaşık iki katı olarak görülmektedir. Bu yüzden BDT, sorunun nüksetmesini önlemek için kullanılabilecek en iyi yöntemler arasındadır. Dinamik, deneye ve bilimsel gelişmelere açık olan Bilişsel Davranışçı Terapi içerisinde psikoeğitim seanslarını da barındır; bu durum da danışana yaşadığı sorunun rasyonelini anlama ve sorgulama fırsatı verir. Kişi bildiği ve tanıdığı sorunla daha kolay başa çıkabilir.

Bazı insanlar depresyonun belirli tiplerine yatkınlık gösterirler, ve bunda da genlerin rolü olduğu düşünülmektedir. Ancak, bu durum depresyonu tamamen açıklamaktan oldukça uzaktır. Çocukluğun ilk dönemlerindeki deneyimler ve yaşam olayları daha yaygın şekilde depresyon kaynağı olarak görülmektedir. Depresyonun potansiyelimiz olan bir ruh hali olduğunu söyleyebiliriz. Tıpkı korku, kaygı, üzüntü veya cinsel uyarılma deneyimlediğimiz gibi depresyonu da deneyimlememiz ve yaşamamız mümkündür. Depresyon da, bahsettiğimiz duygular gibi beynimizdeki gerçek değişiklilerle bağlantılıdır. Hayvanların da depresyona girebildiği düşünülmektedir. Tıpkı insanlardaki gibi bir hayvanın kontrolü yitirmesi, statüsünü kaybetmesi ya da bir yere hapsolması gibi durumlar, o hayvanın insanlardaki depresyona benzer belirtiler göstermesine neden olmaktadır.

Kişi olarak değer görme ile bağlantılı sinyaller insanlarda evrimleşmiş ve ruh hallerinin aracısı haline gelmiştir. Beynimizde sürüngenlerle birlikte evrimleşmiş mekanizmalar yada yapılar bulunmaktadır. Nöropsikologlar bu bölümleri sürüngen beyni olarak tanımlamaktadır. Evrim sıfırdan yeni tasarımlar ortaya koymaz. Bir türün evrimleşmesiyle eksi tasarımlar eklenir, benimsenir ya da değiştirilir. Bu da beynimizin derinlerinde milyonlarca yıllık yapıların olabileceği anlamına gelmektedir. Beynimizin ilkel kısımlarının bugünün dünyasına uyum sağlamada insanlara sorun yaşatıyor olabileceği kuvvetli muhtemeldir. Bilişsel Davranışçı Terapiyle amaçlanan ise bu durumlara, zihnimizde üretilen düşüncelere ve bu düşüncelerin yarattığı etkilere karşı farkındalık geliştirmektir.

Bir olay iki farklı kişi tarafından farklı şekillerde algılanabilir. Bu algılamayla beraber de bu iki kişinin hissettiği duygular birbirinden farklı olacaktır. Farklı duygular da beraberinde farklı davranışları getireceğinden dolayı bu döngünün farkına varmak özellikle sorun yaşadığımız alanlarda ciddi önem arz etmektedir. Çünkü, çoğu zaman bize sorun yaratının duygularımız ya da durumun kendisi olduğuna inanır ve bunları değiştiremeyeceğimizi düşünürüz. Aslında gerçek bu değildir. Eğer düşüncelerimizi yeniden yapılandırabilir ve sağlıklı bir bakış açısı geliştirebilirsek, durumlar veya olaylar karşısında hissettiklerimizi ve davranışlarımızı da değiştirmemiz mümkündür.

Otomatik düşünceler Bilişsel Davranışçı Terapide özel bir yere sahiptir ve çoğu zaman sadece otomatik düşünce düzeyinde çalışmak kişilerin problemlerinin çözülebilmesi için yeterli olmaktadır. Ancak daha ciddi sorunlarla karşılaşıldığında, örneğin uzun süreli ağır depresyon ya da kişilik bozuklukları, otomatik düşünce düzeyinde çalışmak her zaman yeterli olmayabilir. Bu durumda ara inançlara veya temel inançlara yönelik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Psikolojik Danışman Göksel AKKAYA

Kaynak:

Gilbert, P. (2009). Depresyon: Üstesinden Gelmek. Kuraldışı Yayıncılık.

Türkçapar, M. H. (2018). Bilişsel Davranışçı Terapi: Temel İlkeler ve Uygulama. Epsilon.